Kısacık bir tatil insanı ne kadar dinlendirir? -1-

Cumayı cumartesiye bağlayan gece yarısı saat 03.15 itibariyle, ben, eşim, kızım ve oğlum hummalı bir şekilde evden çıkmaya çalışıyorduk. Hedef 09.00'da Geyikli'den kalkacak Bozcaada vapuruna yetişmek. Hızlıca yola çıktık. Oğlum ve eşim arkada uyurken, kızım türlü sohbet konuları açmaya çalışıyor yanımda. Canım benim uyumamam için uğraşıyormuş meğer. 30 dk. sonra "anne, ben biraz uyuyabilir miyim?" deyince farkettim durumu.

Saat tam 08.15'de Geyikli'ye ulaştık. 2 gün önceden 0286 444 0 752 numaralı telefondan rezervasyonumuzu yaptırmanın ne kadar iyi bir şey olduğunu iskelede bekleyen araçları görünce daha iyi anladım. Rezervasyonumuzun olduğunu söyleyince içeriye aldılar bizi. 09.15'de kalkan vapurumuz 09.45'de bizi adaya teslim etti. Daha doğrusu huzura, keyfe, özgürlüğe teslim etti.

İnternetten bulup rezervasyon yaptırdığım  Hanımeli Otel'e ulaştığımızda hepimiz yorgunduk. Otelin kapısında durup sağ tarafınıza doğru baktığınızda deniz, sol tarafınıza baktığınızda harika bir eski sokak görüntüsü sizi büyülemek için hazır bekliyorlar. Kapıda hanımeli, begonvil; kapının önünde kediler, tam çaprazımızda kalan terkedilmiş eski ada evlerinden birisi sokağın aksesuarları... Elimizdeki valizlerimizi odamıza bırakıp, Nagehan Hanım'ın Manisa'daki akrabalarının yaptığı reçeller, domates, Ezine peyniri, içine kimyon ve tuz eklenmiş zeytinyağı, karpuz ve ekmekten oluşan lezzetli, küçük detaylarla bezenmiş kahvaltımızı otelin arka bahçesinde yedik. Kızım ve  eşim yemeğin rehavetiyle uykuya, oğlum ve ben ise yemeğin verdiği enerjiyle ada sokaklarına daldık...

Sahil ile otelimizin arası 20 mt. filan... Yanımda dünyanın en yakışıklı ve zor erkeği ile önce denize atlamaması için, sonra park halindeki motosikletlere binmemesi için, ardından parktan çıkması için didişip, kalan zamanlarda da Ada sokaklarından birbirimizin elini tutmadan dolaştıktan sonra (ki, bu durum şu sıralar ilişkimizin ön önemli detaylarından birisi), üzerimdeki tişörtün dışında kalan bütün yerlerim yanmış olarak odaya dönüp uyuyan güzelleri uyandırdık. Bizi bekleyen Ayazma'yı daha fazla üzmemeliydik. Doğruca Ayazma Plajına...

İğne atsan yere düşmez plajda. Zar zor bir şemsiye ve altında sadece bir tane şezlong bulduk. Dördümüz boncuk misali şezlonga dizilip, hasret ve hayranlıkla denize bakakaldık bir süre. Kolay değil tabii, neredeyse 12 saattir bu doğa harikasına ulaşmak için didiniyoruz.

19.00'a kadar deniz kıyısında yaşayıp, yüzgeçlerimiz çıkmak üzereyken otelimize doğru yola çıktığımızda, üzerimizde Ege'nin tuzlu suyunun yarattığı hare, içlerimizde Ege'nin buz gibi suyunun verdiği serinlik, yüzlerimizde Ege'nin havasının kattığı gülümseme vardı...

İnsan başka ne isteyebilir ki o an...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !