Narlıkuyu

Güzel bir bayram tatilinin ardından eve dönmenin keyfi içindeyiz. Cumartesi akşamı İstanbul'a döndükten sonra Pazar sabahı saat 08.30'da kızımı ve oğlumu uyurken evde bırakıp koşarak referanduma katılıp eve geldik. 09.00'da eve dönüp 10.30'a kadar seyahatimizden arta kalan valiz, çamaşır, gelenlerin yerleştirilmesi vs. işlerini hallettik ve 10.30'da maaile evden çıktık. Şakır şakır yağan yağmura rağmen, hiç tereddüt bile etmeden çok sevgili dostlarımızla sonbahara merhaba kahvaltısı etmek üzere sözleştiğimiz Polonezköy'e doğru yola koyulduk.

Harika bir masa hazırlanmış bizi bekliyordu. Önümüzdeki yeşillikler yağan yağmurdan görünmüyordu bazen. Ortalık mis gibi koktu, sohbet koyulaştı, okey oynandı, kızımın defterleri kitapları kaplandı... Nefis bir Pazar sabahının ardından yeni eğitim-öğretim dönemine ve yeni bir haftaya merhaba diyecek enerji ile evlerimize dağıldık.

Tabii başlıktaki "Narlıkuyu" sözünün yukarıdaki paragrafın neresinde gizli olduğunu merak ediyorsunuzdur. O "seyahat" sözcüğünün içinde saklı...

Adana'ya gidip bayramın ilk gününü büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüp harala gürele bitirdikten sonra, ertesi sabah kahvaltılarımızı edip yola çıktık. Nüfus 10 -(6 yetişkin, 1 bebek, 2 çocuk, 1 gençkız)-. Hedef Narlıkuyu. Sevgili eşimle yeni evlendiğimizde (ki tarih 17 yıl öncesini gösterir) buraya gitmiştik. Etrafı restoranlarla çevrili küçücük bir koy. Kumu bembeyaz... Denizin içinden suların kaynadığını görüyorsunuz. Bu sular koyun arkasında kalan cennet-cehennem mağarasından gelen kaynak suları imiş.

Bir restorana girildi ve lagos siparişi verildi. Balığımız gelene kadar, midemizde ona altlık oluşturmak amacıyla kaya koruğu turşusu ve oraların leziz salatalarından yedik. Üzerine nefis lagosumuzu yedik. Lagosun üstüne de bişi lazım deyip bir de meydanda satılan harika lokmalardan yedik. Anlayacağınız hep yedik, hep yedik.

Çocuklar ve babalar denize girdikten sonra toplanıp oradan ayrıldık. Ver elini Akkum. Narlıkuyu'dan 500 m. ileride başka bir koy. Denizin sıcaklığı o kadar fazla ki, kendinizi küvete doldurduğunuz suya giriyormuş gibi hissediyorsunuz. Anladım ki, ben çok sıcak denizi sevmiyorum. Bodrum'da ayağını suya sokmayan oğlum burada sudan çıkmadı. Anladım ki, oğlum çok sıcak denizi seviyor:)

Neredeyse akşamın 7.00'sine kadar oralarda kaldıktan sonra, 2 saat uzaklıktaki Adana'ya doğru yola çıktık. Keyifli, yorgun bir günün ardından yine büyüklerimizin yanına döndük. Yeme serüvenimiz orada da devam etti. Yatana kadar ağzımız hep doluydu.

Ertesi gün 17.25 uçağı ile İstanbul'a döneceğimiz için daha ağır hareket ettik. Sabah uzuuun bir kahvaltının ardından öğle yemeği için Kolcuoğlu isminde çok güzel bir yere metrelik kebaplardan yemeye gittik. 15 kişilik bir masa. Herkesin yüzünde bir gülümseme ama birazdan ayrılacakların hüznü ile güzel bir yemeğin ardından 40 derece sıcaklıktaki Adana'dan ayrılmak üzere uçağımıza bindik.

İstanbul'a indiğimizde hava 18 dereceydi. Adeta şoklandık. Ama özlemişiz evimizi.

Rahmetli anneanneciğim "evcağızım evcağızım, sen bilirsin halcağızım" derdi. Aynen bu hisle şehre kavuştuk.

Şimdi yeni organizasyonlar peşindeyim.

Beni izleyin...

Sevgiyle...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !