Yoğun bir haftasonu. 1 kitap, 2 konser.

 

Ben doğma-büyüme İstanbulluyum. Annem, babam, onların anne ve babaları ve onların anne ve babaları da İstanbullu. Bana “nerelisin?” diye sorduklarında “İstanbulluyum” diye cevap vermekten çekinirim. Çünkü bu cevabın ardından şöyle bir konuşma geçer:

 

- Ama aslın nereli?

- İstanbullu.

- Annen, baban?

- Onlar da.

- Peki onların ki?

- Onlar da.

 

Diyaloğun en sonuna babamın tarafının Arnavut, annemin tarafının ise Bulgaristan diyarından gelmiş olduklarını eklediğimde rahatlarlar. “Hah, belli zaten sen Arnavutsun!” Bu söz her ne kadar karşımdakinin boğazını sıkma arzumu depreştirirse de, 35 yaşından sonra daha az cevap vermeyi öğrenmeye başladım. 

Eşime nerelisin diye sorduklarında “Tarsusluyum” der. Hiç kimse ona “Ama aslın nereli?” diye sormaz, aslının Tarsuslu olmamasına rağmen. Ne şanslı adam.

 

Bahsedeceğim kitap Buket Uzuner’in İstanbullular'ı. İşte bu kitapta İstanbullu olmak ile ilgili çok güzel sözler söylenmiş. İstanbullu doğmak veya İstanbullu olmaktan bahsedilmiş en başlarında. En başlarında diyorum, çünkü daha ¼’ini ancak okuyabildim. Akşamları bir an önce eve gidip, işlerimi bitirdikten sonra kitabımı elime alma heyecanı içinde oluyorum.

 

Konserlere gelince:

 

16 Mart Cuma akşamı, YSM’de Ferhat Göçer konserine gittik. 14 Mart Tıp Haftası nedeniyle sadece hekimlere özel olarak organize edilmiş bu konseri, hem de en önden izlerken mest oldum doğrusu. Dekor harika, seçilen eserler harika, müzik harika, aralarda Ferhat Göçer’e eşlik eden hanım harika ama en önemlisi Ferhat Göçer HARİKAYDI. Yıllar önce Pizza Pino diye bir pizzacıda dinlediğim Ferhat Göçer’i yeni konseptiyle ilk kez izleyen birisi olarak büyülendim doğrusu.

 

17 Mart Cumartesi ise hayatımın en heyecanlı konserlerinden birisini izledim, Pink Martini’yi. Bundan iki yıl önce Pink Martini Türkiye’ye geldiğinde, o zamanlar 5 yaşında olan kızım arkamızdan ağlayarak “ama ben bütün şarkılarını biliyorum” demişti. Yaşı nedeniyle götüremediğimizi, bundan sonraki ilk konsere, daha büyüyeceği için onu da götüreceğimizi söyleyerek zar zor susturmuştuk. Aradan iki yıl geçti ve tekrar Türkiye’ye geldiler. Geleceklerini o kadar geç öğrendim ki, bilet arayışım “ilk günden bitti” sözleri ile sona erdi. Fakat azimliyim, kızıma söz vermişim bir kere. Önce konserin yapılacağı TİM’i aradım, cevap yine olumsuz. Dediler ki “Pasion Turca isminde bir şirket Pink Martini konserini organize ediyor, belki onlar size yardımcı olabilir”. Araştırdım ve sahibi Sayın Sinan Nergis’in e-mailine ulaştım. Kendisine durumumu anlatan bir mesaj attım ve SÜRPRİZ. Büyük bir samimiyet ve anlayışla, en ön sıradan kızım ve benim için bilet temin ettiler. Bu da yetmedi, sayelerinde konser çıkışında tüm sanatçılarla tanıştık. Çok teşekkürler Sinan Bey. Çok teşekkürler Ahmet Bey.

 

China Forbes’ı yakından görmek inanılmazdı. Kızımın heyecanı görülmeye değerdi. Özellikle konser sırasında tüm şarkılara eşlik etti. Ama sonunda o kadar uykusu geldi ki, elimizde fotoğraf makinemiz olmasına rağmen, sadece CD’yi imzalatmak istediğini, kesinlikle fotoğraf çektirmek istemediğini söyleyen kızımı ikna edecek hiç zaman olmadı.

 

Oldukça hareketli, yorucu ama bir o kadar da keyifli bir hafta sonunu, Pazar günü Sapanca’daki Gölevi’nde sevgili dostlarımızla brunch yaparak bitirdik.

 

Akşam eve gelip duş aldıktan sonra, kızımla beraber kitap okuma saati yaptık. Antremana giden eşimin bize katılması daha geç saatlere kaldı.

 

Bedenlerimiz yorulmuş ama ruhumuz keyif almış bir halde yeni haftayı karşılamaya yattık.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !